SEYAHAT - zamanın bittiği yerde - Blogcu




zamanın bittiği yerde

SİZDE BLOG VEYA SİTENİZDEN GELİR ELDE ETMEK İSTİYORSANIZ ÜYE OLUN

SİZDE BLOG VEYA SİTENİZDEN GELİR ELDE ETMEK İSTİYORSANIZ ÜYE OLUN

2/7/2008 - AKDENİZ,LİKYA TURU

Kategori: SEYAHAT






FETHİYE;

Likya Kaya Mezarları :

   Şehir içinde Likya döneminden kalma M.Ö.4.YY. eserleri dikkati çeker. Bunlar,şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarlardır. Çok sayıda düzgün basamaklarla mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşılır. Bu mezar aşağıdaki düzlüktende kolaylıkla görülür ve yaklaştıkça,büyüklüğü karşısında duyulan hayranlık artar. İon stilinde ve tapınak türündedir. Soldaki sütunun orta kısmında, M.Ö.4.YY. alfabesi ile ”Herpamias oğlu Amintas” yazılıdır. Bu kişinin kimliği tam olarak bilinmemektedir.

   

    Lahit Mezarlar:

   İlçede görülmeye değer pek çok lahit mezar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi PTT yanındaki Likya dönemine ait olanıdır. Yüzyıl kadar önce, Deniz içerisinde yükselen mezarın saygın bir görünümü vardır. İki katlı ön yüzünde dörtgen,ahşap kirişleri andıran oymalar ve gotik stili kemerli bir kapağı bulunmaktadır. Kapağın her iki yanı savaşları resmeden fresklerle bezenmiş olup, bunların kişinin yaşamı ile ilgili olduğu sanılmaktadır.

  

 

   Fethiye Kalesi :

   Şehrin güneyinde yükselen kalenin,Aziz  John’un şövalyelerine ait olduğu sanılmaktadır. Duvarlara oyulmuş birkaç yazı, tarihi belirsiz bir sarnıç dışında, tepenin doğu yüzünde küçük ve basit iki kaya mezarı bulunmaktadır.

   Fethiye Müzesi :

   Helenistik dönemden Bizans dönemine kadar Likya bölgesine ait birçok arkeolojik eserin sergilendiği bir müzedir. Ayrıca etnografya seksiyonu da bulunmaktadır.

   Telmessos Antik Tiyatrosu:

   Antik kaynaklar Telmessos’da büyük bir tiyatronun olduğundan bahsetmekteydi. Yapılan araştırmalarda bu tiyatronun, şehir merkezinde, limanın güneyinde olabileceğini teyit ediyordu.

   Zira zeminde tiyatronun varlığını gösteren kuvvetli bir iz mevcut değildi. Ancak tiyatro izlenimi veren, tiyatronun oturmuş olacağı alan Telmessos Tiyatrosu’nun burada olacağı kanısını kuvvetlendirmektedir.

   1993 yılında Fethiye Müze Müdürlüğü Başkanlığında yapılan sondaj kazılarında erezyonla dolmuş olan 3-4 metrelik toprak tabakası altında tiyatronun oturma sıraları bulunmuştur. Mahalli kaynaklardan temin edilen maddi yardımlarla 1995 yılına kadar sürdürülen çalışmalar sonucu tiyatrodan kalabilen tüm kalıntılar bugün gün ışığına çıkartılmıştır.

   Erken Roma döneminde inşaa edilen,M.S.2.Yüzyılda onarım geçiren tiyatronun 5000 kişi kapasiteli olduğu ve Bizans döneminde arena olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Şimdiki haliyle 1500 kişinin kullanımına cevap veren Telmessos Tiyatrosu’nun onarımı için röleve projesi tamamlanmıştır.

   DİĞER AKTİVİTELER

   Şüphesiz ki Fethiye merkezi için en az 1 gününüzü ayırmanız gerekir. Kaya Mezarlarına yapacağınız gezintiyi sabah ya da ikindi vakti civarı yaparsanız daha rahat olacaktır. Size tavsiyemiz buralara yürüyerek gelmeniz. Çünkü bu bölge Fethiye'nin ilk yerleşim alanları. Artı fotoğraf çekimi için ışığı daha rahat kullanabilirsiniz.

   Fethiye halk pazarı salı günleri kurulmaktadır. En az 2 saatinizi bu pazar için ayırmanız gerekir. Pazarda Fethiye'nin kültür dokusu hakkında epey bir bilgi birikimine sahip olabilirsiniz. Bununla beraber fiyatların pazarlığa açık olduğunu göreceksiniz. Bölgenin yöresel çalgısı sipsi ve nerdek adı verilen nar ekşisinden alabilirsiniz.

   Paspatur Fethiye'nin gece hayatının yaşandığı bölgenin adıdır. Burada lokantalar, giyim mağazaları, hediyelik eşya satıcıları gibi birçok işyeri bulunur. Burada bir akşam yemeği tatilinizde güzel bir anı olarak kalacaktır.

   Yemeğinizi yedikten sonra kordon boyuna gezmeye çıkmanızı tavsiye ederiz. Burada ertesi günkü gezileriniz için bilgi toplayabilirsiniz. kahvenizi müzik eşliğinde yudumlayabilirsiniz.

   Eğer zamanınız yeteri kadar varsa Fethiye'yi tepeden bakmak istiyorsanız Karagözler Mahallesi'ne  çıkmalısınız.  Belediyenin o alanda yol kenarlarına yaptığı masalara oturup Fethiye'yi seyredebilirsiniz.

   ÖLÜDENİZ;

ÖLÜDENİZ

   Fırtınalı bir günde ,Yediburunlar önlerinde bir baba ile oğulun gemisini yakalamış azgın sular, fırtınalar.

   Oğul bilirmiş buraları çünkü Belcekız adında yörede yaşayan bir kıza sevdalıymış.Kayalara yaklaşırlarsa bir koya girebileceklerini ve fırtınadan kurtulacaklarını söylemiş babasına.Baba ise kayalara çarpıp parçalanacaklarını,buralarda koy olmayıp yalçın kayalıklar bulunduğunu iddia eder dururmuş.Aralarında öyle şiddetli bir itiş-kakış başlamış ki,baba tam kayalara çarpacaklarını sandığı an,oğlunu bir kürek vuruşuyla denize atıp dümene geçmiş.Bir de bakmış ki deniz dönüyor,dümdüz,çarşaf gibi bir koya dönüşüyor.

   Baba gemisiyle bu koya sığınmış.Gemisi ve yükleri kurtulmuş ama oğlunun da ölüsüne yanmış tutuşmuş.Günlerce yas tutmuş,denize ağlamış.Gözyaşları,haykırışları boncuk boncuk kumsallardan sekerek karşı yamaçları sarmış. Belcekız sevgilisinin öldüğünü duymuş ve kendisini denize atarak sevgilisine kavuşmayı düşlemiş. O günden sonra, Oğulun öldüğü yere Ölüdeniz ve kızın öldüğü yere de Belcekız denmiş.

   “Tanrının Dünyaya Bağışladığı Cennet” olarak nitelendirilen Ölüdeniz, yaklaşık 3 km’lik bir kumsala sahip bulunmaktadır. Ölüdeniz’de açık ve koyu mavinin,açık ve koyu yeşilin iç içe geçtiği bir renk armonisi içinde bulunmanın doyumsuz tadı , yılın on ayında ılık ve durgun suyu ile doğal lagün görünümündeki doğası Ölüdeniz’in yerli ve yabancı turistler tarafından yoğunlukla tercih edilmesinde en büyük etkendir. Fethiye şehir merkezinden 15 km uzaklıkta bulunan Ölüdeniz ve Belcekız Plajı birbirlerinden Kumburnu ile ayrılır.

   Bu bölge aslında 3 parçaya ayrılabilir. Ovacı Köyü, Hisarönü ve Ölüdeniz. Ovacık Köyü ve Hisarönü eğlence merkezleri ve otellerin bulunduğu yerlerdir. Özellikle Hisarönü eğlence ve alışveriş için son derece güzeldir. Ayrıca ertesi günün planını yapmak için size epey bilgi verecek acenteler bulabilirsiniz.

   Ölüdeniz bir plajdan beklediğiniz bütün imkanları size sunar. Kano ile gezinti, kafeteryaları, plaj voleybolu, sürat tekneleri gibi aklınıza gelebilecek aktivitelere katılabilirsiniz. Ayrıca Ölüdeniz girişinde acentelerle anlaşarak Babadağ'ından paraşütle atlayarak Ölüdeniz'in eşsiz güzelliğini fotoğraflayabilirsiniz.

   Ölüdeniz'de bir gününüzü tekneyle gezintiye ayırmanız gerekmektedir. Özellikle bu gezintiyi yapmanızı tavsiye ederiz. Bu teknelerle Kelebekler Vadisi, Snt. Nicholas Adası gibi eşsiz bölgeleri görebilirsiniz. Snt Nicholas Adası'na çıkıp etrafı fotoğraflamanızı isteriz. Çünkü bu gibi görüntüleri her zaman bulamayabilirsiniz. (Not:Snt. Nicholas Adası'na giriş ücretlidir.)

   Ölüdeniz’e Fethiye şehir merkezindeki Minibüs garajından sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar düzenli olarak kalkan dolmuşlarla ve Ölüdeniz Belediyesinin günde  4 kere düzenlediği otobüs seferleri ile ulaşılabilir. Ayrıca özel araçlar, seyahat acentelerinin düzenlediği turlar ve kiralık araçlarla da beldeye ulaşım mümkündür.(Not:Ölüdeniz Plajı'na giriş ücretlidir.)

 

KAYAKÖY:

KAYAKÖY

   Fethiye’ye 8 km uzaklıkta bulunan Karmilassos antik şehri üzerinde 14.Yy’dan başlayarak kurulmuş eski bir Rum yerleşimi olan Kayaköy’ün geçmişi MÖ.3000’lere kadar gitmesine rağmen antik dönem kalıntılarından günümüze MÖ 4. YY!a tarihlenen az sayıda lahit ve kaya mezarları ulaşmıştır.Kayaköy’ün eski adı Levissi’dir. Kayaköy’de her biri 50 m2  den büyük olmayan ,manzara ve ışık açısından birbirinin önünü kapatmayan ,genellikle alt katları kiler görünümünde ikişer katlı ve girişte çatıdaki yağmur sularının toplandığı zemin altı sarnıçların olduğu,3500-4000 konut bulunmaktadır.Konutların yanı sıra evler arasına serpiştirilmiş çok sayıda şapel,iki büyük kilise,bir okul ve bir gümrük binası yer almaktadır.

   1922 Yılına kadar yaklaşık 25.000 nüfusu, tümüyle yöre taşından yapılmış tipik Akdeniz mimarisi özellikleri taşıyan 4000 konutu, okulları kütüphanesi, irili ufaklı kiliseleri, yüzlerce iş atölyesi,hastaneleri,eczaneleri ile yüksek bir ticari, sosyal ve kültürel yaşam çizgisini yakalamıştır. 1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir “nüfus değişimi” anlaşması uyarınca, Kaya Köyü’nün Rum ahalisi ile Batı Trakya’da yaşayan Türk ahali karşılıklı olarak yer değiştirmiştir.1923 yılından sonra Batı Trakya’dan gelen yeni sahiplerince tamamen terk edilen Kaya Köy,bugün hayalet şehir görünümündedir. Kaya köyü restore edilerek örnek bir ”Dostluk ve Barış Köyü” olması için çabalar halen sürdürülmektedir.

   Kayaköy için bir yarım gününüzü ayırmanız gerekir. Ya sabahtan öğlene kadar ya da öğleden akşama kadar. Buraya gelince öncelikli olarak şehir içinde bir geziye çıkınız. Geziniz bittiğinde ya öğlen ya da bir akşam yemeği tavsiye ederiz. Ayrıca şehrin bir kenarında küçük bir müze var. Lütfen burayı gezmeyi unutmayın. Şehir mübadele edildikten sonra toplanan parçalar burada saklanıyor.

    Ayrıca burada bulunan haralardan at kiralayıp gezi yapabileceğinizi unutmayın. Eğer Kayaköy'ün uç tarafına (yamacın ucuna) giderseniz Ölüdeniz'in eşsiz güzelliği sizi bekliyor. Bu güzelliği seyretmekten kendinizi alıkoymayın. Öğleden sonra gitmeniz halinde fotoğraf çekimi için bulunmaz kareler sizleri bekliyor.

   Ama Gemini Plajı'na buradan yani Kayaköy'ün den gidildiğini unutmayın. Ayrıca Snt. Nicholas Adası'nın da Gemini Plajı'nın karşısında olduğunu bilin. Tavsiyemiz sabah vakti Kayaköy'ü gezip, öğle vakti Gemini Plajı'na gidip, akşam üzeri dönüşte yemeğinizi Kayaköy'ün de  yiyebilirsiniz. (Not:Gemini Plajı'na Kayaköy'den yürüyerek gitmeniz sizin için sıkıntılı olabilir)

SAKLIKENT;

SAKLIKENT

   Fethiye-Antalya kara yolu üzerinde, Akdağ’ın eteklerinde kayalar içinde yer alan Saklıkent, yaz aylarında Fethiye’lerin vazgeçilmez bir piknik alanı olmanın yanı sıra yerli ve yabancı turistlerin de uğrak yeridir. Yüzyıllardır akan kar sularının açtığı ve yaklaşık yüz metre yüksekliğinde ve 18 km uzunluğundaki kanyona nehir üzerindeki sarp kayalara demir çubuklar çakılarak yapılmış ahşaptan bir köprüden girilmektedir. İçeriye girildiğinde kayalardan adeta fışkırırcasına akan ve sıfır noktasından bir nehre dönüşen sular karşılar ziyaretçileri. Ağustos ayının 40 derecelik sıcağında üşütecek serinlikteki bu olağanüstü güzellikler arasında yenecek bir alabalığın tadı uzun süre unutulmayacak güzelliktedir.

   Saklıkent'e yani kanyona girdiğinizde 100 metre kadar ahşap köprüler üzerinde ilerlersiniz. Sizi küçük bir adacık karşılar. Bu adacığın etrafı dipten fışkıran sular bulursunuz. Bu suların üzerine köşkler yapılmış olup dinlenebilirsiniz. Devam etme kararı alırsanız sizi esrarengiz bir yolculuk bekliyor demektir. 18 km uzunlukta bir kanyon. Bazı noktalarda gökyüzünü göremezsiniz. İlerlemek için kayalara tırmanarak gitmeniz gerekir.

   Kanyon'dan çıktığınızda sizi bir halk pazarı karşılar. Burada yöreye uygun baharat, meyve ve hediyelik eşyalar satılır. Satılanlar pazarlığa açıktır. Tavsiyemiz mısır inciri adı verilen meyveden yemenizdir. Son derece güzel bir tadı vardır. Dikenlerine dikkat edin.

   Ayrıca burada ağaçların gövdelerine yapılmış evleri göreceksiniz. Burada son derece güzel bir akşam geçirebilirsiniz. Yine burada Saklıkent ırmağında rafting yapabilirsiniz.

 

TLOS;

TLOS ANTİK KENTİ

   Eşen çayı’nı takip edip güneye doğru yönelince Yakaköy ve Döğer köyleri arasındaki Tlos antik şehrine ulaşılır. Tlos kenti Xanthos, Pınara, Krafos ve Tlos kardeşlerden Tlos adına kurulmuş, zamanla Likyalıların altı önemli kentinden birisi haline gelmiş.

   Efsaneye göre:

   Kazara avda kardeşini öldüren genç ve yakışıklı Bellerophon ülkesini terk etmiş. Gittiği ülkenin Kralının karısı Likya ülkesinin kralının kızı imiş. Kadın bu genç ve yakışıklı delikanlıya gelir gelmez aşık olmuş ama aşkına karşılık bulamamış. Hırsından şaşırmış ne yapacağını ve kral kocasına şikayet etmiş Bellerophon’u namusuna göz dikti diye. Kral konuğu olan yabancıyı öldürmek istememiş ve eline üstünde ölüm işaretleri olan bir mektup vererek Likya Başkentinin Kralı olan kayınpederine göndermiş genci.

   Likya Kralı damadının gönderdiği konuğu günlerce ağırlamış şenliklerle toylarla. Günler sonra damadından gelen mektubu açmış. Mektupta olayı anlatan damadı gencin öldürülmesi gerektiğini yazıyormuş. Likya Kralı evine gelen konuğu öldüremezmiş,yakışmazmış krallığına. Sonunda kendince bir çözüm bulmuş

   Likya ülkesini tehdit eden bir canavar varmış. Likya kralı ağzından alevler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu bu canavarı öldürmesini istemiş Bellerophon’dan. Hiçbir şeyden habersiz olan genç kendisine türlü hürmet gösteren yaşlı kralı kıracak değil ya kabul etmiş bu isteği.

   Bellerophon gitmiş kahinlere danışmış. Kahinler de gence tapınağa gidip orda bir gece geçirmesini söylemişler. Tanrılara adaklar adamasını da tavsiye etmişler.

   Tapınakta uyuyan gencin güzelliğine dayanamayan Tanrıçalar ona Pegasus’un gemini vermişler.Pegasus uçan bir atmış, bakanı taşa çeviren yılan başlı kadının kesilen başının kanlarından doğmuş.

   Bu atı tanrıçalar, sanat perilerine vermiş ve Pegasus da sırtına sadece bu perileri ve sanatçıları bindirmiş bundan sonra.

   Belerophon, elinde tanrıçaların verdiği gemle Pegasus’u aramaya koyulmuş. En sonunda bir pınarın başında Pegasus’u görmüş. Gemi atın başına atmasıyla atın sırtına binmesi bir olmuş.

   Bellerophon,Pegasus’la göklerden aşağı inerek canavar Şimera’ya saldırmış. Canavarla savaşı günlerce sürmüş. Bellerophon’un attığı okların kurşun uçları canavarın ağzından çıkan alevlerde eriyerek boğazını kapatmış ve canavar ölmüş.Likya Bölgesi de Bellerophon sayesinde bu canavardan kurtulmuş.

   Canavarı öldürdükten sonra, Likya kralı genci Amazonların üstüne göndermiş. Bu işi de başaran Bellerophon kendisine verilen daha birçok güç işi başarmış. Bu süre içinde suçsuzluğu anlaşılan genci, Likya Kralı küçük kızıyla evlendirmiş kendine damat yapmış.

   Kazandığı başarılardan başı dönen Bellerophon bir süre sonra Olimposlu tanrıları küçük görmeye başlamış. Buna kızan Tanrılar da bir at sineği göndererek Bellerophon’un atı Pegasus’u sokmasını sağlamışlar. Canı yanan at üstündeki genci şahlanarak üstünden atmış. Göklerden yuvarlanan Bellerophon toprağa düşmüş ,topal ve kör olmuş. Bir müddet bu şekilde yaşadıktan sonra, kimseden habersizce ölmüş.

   İşte Bellerophon ve tüm kahramanlık hikayeleri Tlos’ta kaya mezarlarına oyulan kabartmalarla anlatılmış insanoğluna. Efsane böyle...

   Likya Bölgesinin en eski yerleşim alanlarından birisi olan Tlos’un adı Likya yazıtlarında TLAWA olarak geçmekte idi. Kentin adına, MÖ 14.YY Hitit belgelerinde ‘Lukka Topraklarındaki Dlawa’ olarak söz edilmektedir. Akropol, kuzey doğusunu dik uçurumların oluşturduğu bir tepenin üzerine kurulmuştur. Tepenin doruğunda daha eski kalıntıların tamamını gözlerden gizleyen, Osmanlı dönemine ait bir kalenin, 14.YY da bölgeye hakim olduğu sanılan Kanlı Ali Ağa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Kalenin altında, doğu yamacında Likya devri duvar kalıntıları, güneyde ise daha sonraki, Roma döneminin duvarcılık örneklerinden birini oluşturan bir sur bulunmaktadır. Aynı tepenin üzerinde gruplar halinde Likya tipi kaya mezarları göze çarpmaktadır. Taş bloklar halinde aşağıya doğru sıralanan oturma yerleri ile stadyum, surların hemen güneyinde yer alır. Harabelerin en güneyinde biraz doğu tarafına doğru hamam kalıntıları, hemen yanında da Paleasta ve gymnasium kalıntıları bulunmaktadır. Doğudaki geniş meydanda yerleşmiş olan Tlos’un agorası 9 metre genişliğinde, batı yüzündeki duvarında yarım düzineye yakın kapıların bulunduğu uzun bir yapıdır. Yine aynı meydanın doğusunda çok iyi korunmuş durumdaki Tiyatro v tiyatronun kuzey duvarının altında,  yazıtının ancak bir bölümü görülebilen “IZRARA ANITI” görülebilmektedir.

   Akropol tepesinin ön cephesinde oyulmuş sayısız mezarlardan en önemlisi, hiç kuşkusuz kanatlı atı Pegasus’un üzerinde üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmedilmiş ‘Bellerophontes’ mezarıdır. Giriş ve alınlığı arasında iki dörtgen sütunun yer aldığı bu tapınak mezarın ana mezar odasının duvarı üç bölümlüdür. Ortada süslerle bezenmiş bir kapı motifi ve her iki yanda da mezar odasına girilen asıl kapılar bulunmaktadır. Yan taraftaki bu kapılar eşik görevi yapan ve ön yüzlerinde at motifleriyle bezeli birer kabartma bulunan bloklarla,yerden 90 cm yükseltilmiştir. Girişteki sol duvarın üstünde ise Bellerophontes uçan at Pegasu üzerinde Chimera ile savaşırken resmedilmiştir.

ŞİRİNCE;

Şirince, İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı ve Selçuk'a 8 km. mesafede tarihi mimarisi korunmayı başarılmış turistik bir köydür.

Özgün adı olan Kırkınca'nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiştir.

19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 haneli bir Rum kasabasıydı. 1923'te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir. Köyün evvelce bağcılık, şarap üretimi ve zeytinciliğiğe dayalı olan ekonomisi, bir tütün bölgesinden gelen yeni sakinlerinin elinde bir süre sekteye uğramış, ancak son yıllarda artan turistik önemine paralel olarak, bu sektörler yeniden gelişmeye başlamıştır. Bağcılık ve zeytinciliğin yanısıra, şeftali, incir, elma, ceviz yetiştirilir. 1950'li yıllarda 2000-3000 civarında iken sonradan 700'e kadar düşen köy nüfusu, 1990'lı yıllardan itibaren turizmin gelişmesiyle birlikte tekrar yükseliş eğilimi içine girmiştir. Köyde halen bazı Rum evleri pansiyon olarak hizmet vermektedir.

Şirince'de imal edilen ve pazarlanan değişik şarap türleri Türkiye çapında ün kazanmıştır.

Köy içinde harap durumda olan iki Rum kilisesi bulunmaktadır.

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/7/2008 - LİKYA BÖLGESİ EFSANELERİ

Kategori: SEYAHAT

Efsaneler

LİKYA EFSANELERİ

          Fethiye’nin Osmanlı dönemindeki adı Meğri. Likyalılar ise kente Telmessos adını vermişler. Kenti Güneş Tanrısı Apollon’un kurduğuna inanılıyor. Fethiye yada eski adıyla Telmessos Likya döneminde önemli bir kehanet merkezi. Kehanet babadan oğula geçen bir ayrıcalık. Telmessos’lu kahinler kehanette bulunacakları zaman kayaların üstüne çıkar Akdeniz’in mavi sularından ilham alırlarmış. Belki de bu yüzdendir ki Fethiye’ye ait efsaneler oldukça fazladır.

TELMESSOS

          Likyalılar yani kenti ilk kuranlar zamanında Telmessos olarak anılırmış kent demiştik. Kenti körfezin bittiği yere, Güneş Tanrısı Apollon kurmuş. Likyalı Tanrı Apollon, Finike Kralı Agenor’un küçük kızına aşık olmuş. Çekingen ve utangaç bu küçük kızın yanına yaklaşabilmek için küçük sevimli bir köpek kılığına girmiş Apollon. Bir tanrı olduğu için ölümlü bir insanoğluna sevgisini açıklamaktan çekiniyormuş Apollon. Kıza bağlı sadık bir köpek olmakta bulmuş çareyi. Kız kendisine alışınca genç bir delikanlıya dönüşmüş ve  kızın sevgisini kazanmış, evlenmişler. Bu evliliklerinden bir oğulları olmuş,adını da Telmessos koymuşlar. Kenti kuran Apollon da kente oğlu Telmessos’un adını vermiş.

GEMİLER ADASININ PRENSESİ

          Kayaköy yakınlarındaki Gemiler Koyunda eskiden genç kızlar dokudukları kumaşları yıkarlarmış. Bu kumaş yıkama zamanı yörenin genç kızları için bir eğlence, bir şölen niteliği taşırmış. Genç kızlar, denize atılan kumaşlarla deniz içinde oynaşırlar, bir ucundan tutulan kumaşlar adaya kadar uzatılır, kimin kumaşı adanın karasına önce değerse, onun muradı önce gerçekleşirmiş.

          Çok önceleri adada güzelliği dillere destan bir genç kız yaşarmış. Babası kral olan bu kızın güzelliğini gören ülkenin delikanlıları, hemen kıza aşık olurlarmış. Aşkları karşılıksız kalan bu gençler canlarına kıyarlarmış. Kral bu duruma o kadar üzülüyormuş ki, en sonunda kızının halka görünmesini yasaklamış. Denizi çok seven güzel prenses babasının yaptırdığı üstü kapalı bir galeriden denize iner, yüzermiş.

ÖLÜDENİZ VE BELCEKIZIN ÖYKÜSÜ

          Fırtınalı bir günde, Yediburunlar önlerinde bir baba ile oğulun gemisini yakalamış azgın sular, fırtınalar.

          Oğul bilirmiş buraları çünkü Belcekız adında yörede yaşayan bir kıza sevdalıymış. Kayalara yaklaşırlarsa bir koya girebileceklerini ve fırtınadan kurtulacaklarını söylemiş babasına. Baba ise kayalara çarpıp parçalanacaklarını, buralarda koy olmayıp yalçın kayalıklar bulunduğunu iddia eder dururmuş. Aralarında öyle şiddetli bir itiş-kakış başlamış ki, baba tam kayalara çarpacaklarını sandığı an, oğlunu bir kürek vuruşuyla denize atıp dümene geçmiş. Bir de bakmış ki deniz dönüyor, dümdüz, çarşaf gibi bir koya dönüşüyor.

          Baba gemisiyle bu koya sığınmış. Gemisi ve yükleri kurtulmuş ama oğlunun da ölüsüne yanmış tutuşmuş. Günlerce yas tutmuş, denize ağlamış. Gözyaşları, haykırışları boncuk boncuk kumsallardan sekerek karşı yamaçları sarmış. Belcekız sevgilisinin öldüğünü duymuş ve kendisini denize atarak sevgilisine kavuşmayı düşlemiş. O günden sonra, Oğulun öldüğü yere Ölüdeniz ve kızın öldüğü yere de Belcekız denmiş.

PINARA

          Phoenix diye bir kuşun varlığına inanırlarmış eski Likyalılar ve bu inancın en yoğun şekilde yaşandığı yer ise Pınara imiş Likya’da. Likya inanışlarına göre, ölen insanın ruhu başka bir canlıya, özellikle de kuşa dönüşür uçar gidermiş. Vücudu ise kalırmış öylece. Bir de bu inanışı ölümsüzleştiren Phoenix adlı bir kuş varmış. Rengarenk tüyleri, altın gibi parlayan kanatları, sevimli bakışları ile ölümsüz bir kuşmuş. Hep güneşe doğru uçar, yaklaşınca güneşin ışınları ile yanar, külleri yere dökülür, dökülen küllerinden yeniden doğar ve güneşe doğru uçarmış. Bu böyle ölümsüzlüğe doğru,sonsuzluk içinde devam eder, dururmuş. Phoeniks görünmeyen bir kuşmuş. Bunun yerine ölenin ruhunun görünen, insana yakınlığı ile bilinen güvercin biçimine dönüştüğü düşünülürmüş. Çeşit çeşit renkleri, adları ile her güvercin ölen bir insanın ruhuna bürünür, gelir anıt mezara konar, orada yaşarmış. Yaşadığı yer ölmeden önce yaşadığı eve benzemeli, aynısı olmalıymış ki yabancılık, zorluk çekmesin. Bir kuş biçiminde yaşamaya devam eden kral, kraliçe, soylu ya da herhangi bir kentli, anıtmezarından tüm kentle birlikte yaşamını devam ettirdiği gibi,kentlinin aynı zamanda denetleyicisi, gözcüsü durumundaymış. Kentte yaşayanların iyi olmaları için yardımcı olur, tanrılara yakarışlarda bulunurmuş.

XANTHOS

          Xanthos, Likya ülkesinin başkenti imiş. Bugüne kadar tespit edilebilenleri ile yaklaşık elli yada altmış kent devleti Xanthos’a bağlıymış. Aynı zamanda, Xanthos, Likya devletinin, Likya kültürünün merkezi durumunda imiş. Tarihçi Herodot’un anlattıklarına göre; “Pers ordusu başlarında komutanları Harpagos olduğu halde ,Xanthos Ovasına indiği zaman, Xanthoslular bitmez tükenmez kuvevtlere karşı, az sayıda güçleri ile dövüştüler ve yiğitlikte nam saldılar ama yenildiler. Kadınlarını, çocuklarını, hazinelerini, kölelerini kaleye doldurdular. Alttan ve yandan ateşe verdiler öyle ki yangın kaleyi yerle bir etti. Bundan sonra birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak, düşmene saldırdılar. Savaşta tek kişiye varıncaya kadar, savaşarak öldüler. Bu ateşten yalnızca başka yerlerde bulunan Xanthoslular kurtulabildiler. Onlar şehri baştan kurdular.”

ARAXA

          Leto, Tanılar Tanrısı Zeus’un aşkıdır.Sarı saçları topuklarını döven Leto’ya aşık olur Zeus.

          Çapkın Zeus’un Leto’ya olan aşkını farkeden, kıskanç eşi Hera, Leto’yu rahat bırakmaz. Buna rağmen Leto Zeus’tan hamile kalır. Zeus’un karısı Hera, Leto’nın Zeus’tan olacak çocuklarını doğurmaması için elinden geleni ardına koymaz. Tanrıça Leto, Hera’nın gazabından korunmak için oradan oraya kaçar. En sonunda sürgün yaşamı Likya’da son bulur. Eşen Ovasının batı ucundaki Patara kentinde bir ağaca yaslanarak ikiz çocukları Apollon ile Artemis’i doğurur. Doğan çocuklarını Hera’nın şerrinden korumak için dağlara kaçar. Bir pınar başında çocuklarını yıkarken, çobanlar tarafından kovulur. Daha sonra kurtların yol göstermesiyle, Xanthos Çayına ulaşan Leto,burada susuzluğunu giderir,çocukları Apollon ve Artemis’i yıkar.Burası Xanthos Irmağının doğduğu, ovanın kuzeyindeki Araxa’dır. Bu sebeple, Xanthos Çayı, Likyalı tanrı Apollon ve Artemis’in yıkandığı sular olarak kutsal sayılmıştır.

PATARA

          Kumlar altında kalan, istila edilmiş Patara Tanrı Apollon ve Tanrıça Artemis’in doğdukları topraklar. Akdeniz’in taşkın suları ve kumlar altında kalan limanlar, kıyılar ve ovalar...

          Nedendir bilinmez Denizler Tanrısı Poseidon kızmış bir gün Likyalılara, belki de sunaklarında kurbanlar kesilmediği için. Denizlerin, dalgaların, nefesi, hakimi imiş ya Poseidon, Likyalıları cezalandırmak için, kükreyip çıkmış denizlerin dibindeki sarayından. Üfledikçe fırtınalar kopmuş, dalgalar tepeleri aşmış, ovanın içine dek girmiş. Denizden karaya doğru gelen fırtınadan zayi olmuş tüm Xanthos Ovasının ürünü, bereketi.

          Fırtınalar böyle güçlü, günlerce devam etmiş ama Poseidon’un öfkesi durulmak bilmiyormuş. Likyalıların önderleri, anaları toplanmışlar, adaklar adamışlar sunaklarında kurbanlar kesmişler dinsin diye öfkesi Poseidon’un. Poseidon sakinleşmemiş, tüm sahiller ve Patara kenti sular, kumlar altında kalmış.

          Telmessos’taki kahinlere danışmışlar sonra, Tüm kahinler bir araya gelmişler ve sonunda bir karara varmışlar. “Tüm Eşen oVasının kızları, kadınları, Patara’dan batıya doğru el ele tutuşup dizilsinler. Yüzlerini denize dönüp, eteklerini kaldırarak, donlarını sıyırsınlar. Utanan Poseidon üflemekten vazgeçer, sarayına çekilir, Xanthos Ovası, Likya halkı da kurtulur” demişler.

          Tüm kentlere yayılmış bu haber. Xanthos ovasının bütün kadınları, kızları akın akın inmişler Patara sahiline. Fırtınaya karşı gelmek çok zormuş ama onlar sıralanmışlar el ele kilometrelerce.

          Kadınlar dizilince sahil boyunca el ele, çıkarmışlar donlarını denize, Poseidon!a atmışlar. Öylece beklemişler bir müddet. Utanmış Tanrı Poseidon, bakamamış kadınlara kızlara, homurdanarak denizin dibindeki evine çekilmiş.

          Fırtınalar durmuş, deniz sakinleşmiş, ovadan çekilmiş, canlanmış Xanthos ovası. Doğanın dirildiğini gören kadınlar çekilmişler ovanın içlerine, yerlerine yurtlarına doğru. Kurbanlar kesilmiş Tanrı Poseidon’a, şenlikler yapılmış, yine neşelenmiş tüm Işık Ülkesi halkı. Ama Poseidon’un kızdığı o günden sonra içlerine dek gemilerin yanaştığı bir liman olan Patara kumlar altında kalmış Sadece kent girişinde tiyatro ve Likya lahitleri kalabilmiş günümüze.

TLOS 

          Eşen Çayı’nı takip edip güneye doğru yönelince Yakaköy ve Döğer köyleri arasındaki Tlos antik şehrine ulaşılır. Tlos kenti Xanthos, Pınara, Krafos ve Tlos kardeşlerden Tlos adına kurulmuş, zamanla Likyalıların altı önemli kentinden birisi haline gelmiş.

          Kazara avda kardeşini öldüren genç ve yakışıklı Bellerophon ülkesini terk etmiş. Gittiği ülkenin Kralının karısı Likya ülkesinin kralının kızı imiş. Kadın bu genç ve yakışıklı delikanlıya gelir gelmez aşık olmuş ama aşkına karşılık bulamamış. Hırsından şaşırmış ne yapacağını ve kral kocasına şikayet etmiş Bellerophon’u namusuna göz dikti diye. Kral konuğu olan yabancıyı öldürmek istememiş ve eline üstünde ölüm işaretleri olan bir mektup vererek Likya Başkentinin Kralı olan kayınpederine göndermiş genci.

          Likya Kralı damadının gönderdiği konuğu günlerce ağırlamış şenliklerle toylarla. Günler sonra damadından gelen mektubu açmış. Mektupta olayı anlatan damadı gencin öldürülmesi gerektiğini yazıyormuş. Likya Kralı evine gelen konuğu öldüremezmiş,yakışmazmış krallığına. Sonunda kendince bir çözüm bulmuş

          Likya ülkesini tehdit eden bir canavar varmış. Likya kralı ağzından alevler saçan, aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu bu canavarı öldürmesini istemiş Bellerophon’dan. Hiçbir şeyden habersiz olan genç kendisine türlü hürmet gösteren yaşlı kralı kıracak değil ya kabul etmiş bu isteği.

          Bellerophon gitmiş kahinlere danışmış. Kahinler de gence tapınağa gidip orda bir gece geçirmesini söylemişler. Tanrılara adaklar adamasını da tavsiye etmişler.

          Tapınakta uyuyan gencin güzelliğine dayanamayan Tanrıçalar ona Pegasus’un gemini vermişler.Pegasus uçan bir atmış,bakanı taşa çeviren yılan başlı kadının kesilen başının kanlarından doğmuş.

          Bu atı tanrıçalar, sanat perilerine vermiş ve Pegasus da sırtına sadece bu perileri ve sanatçıları bindirmiş bundan sonra.

          Belerophon, elinde tanrıçaların verdiği gemle Pegasus’u aramaya koyulmuş. En sonunda bir pınarın başında Pegasus’u görmüş. Gemi atın başına atmasıyla atın sırtına binmesi bir olmuş.

          Bellerophon, Pegasus’la göklerden aşağı inerek canavar Şimera’ya saldırmış. Canavarla savaşı günlerce sürmüş. Bellerophon’un attığı okların kurşun uçları canavarın ağzından çıkan alevlerde eriyerek boğazını kapatmış ve canavar ölmüş. Likya Bölgesi de Bellerophon sayesinde bu canavardan kurtulmuş.

          Canavarı öldürdükten sonra, Likya kralı genci Amazonların üstüne göndermiş. Bu işi de başaran Bellerophon kendisine verilen daha birçok güç işi başarmış. Bu süre içinde suçsuzluğu anlaşılan genci, Likya Kralı küçük kızıyla evlendirmiş kendine damat yapmış.

          Kazandığı başarılardan başı dönen Bellerophon bir süre sonra Olimposlu tanrıları küçük görmeye başlamış. Buna kızan Tanrılar da bir at sineği göndererek Bellerophon’un atı Pegasus’u sokmasını sağlamışlar. Canı yanan at üstündeki genci şahlanarak üstünden atmış. Göklerden yuvarlanan Bellerophon toprağa düşmüş, topal ve kör olmuş. Bir müddet bu şekilde yaşadıktan sonra, kimseden habersizce ölmüş.

          İşte Bellerophon ve tüm kahramanlık hikayeleri Tlos’ta kaya mezarlarına oyulan kabartmalarla anlatılmış insanoğluna.

HAYALET MAHALLE

          İncirköy yakınlarındaki Beyköy adlı mahallede İncirköy’den de önce yaşanmıştır. Kalabalık bir nüfusa sahipmiş o dönemlerde. Vaktin birinde köye bir ermiş gelmiş, su istemiş köylülerden de onlarda bir bardak su vermemişler ermişe. Kızmış ermiş, alınmış bu duruma. “Yedi evden ileri gidemeyin” diye ilenmiş mahalle sakinlerine.

          O zamandan bu zamana köy boşalmış. Beyköy’de şimdi kimse oturmuyor. Camii, evleri, sarnıcı ve belendeki musluğu ile hayalet bir şehir görünümündedir şimdi mahalle. Kullanılmayan evlerinin duvarlarında,ocaklıklarının içinde incir ağaçları bitmiş.



A.Çelikkanat

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/9/2007 - ALMANYA-BERLİN

Kategori: SEYAHAT

BERLİNDE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Alexanderplatz

Alexander Platz

Berlin’in en ünlü meydanı Alexanderplatz 18. yüzyılda hayvan satım alanı olarak kullanıldı. İlerleyen zaman içerisinde ise pamuk ticaretinin yapıldığı alan daha sonraları askeri talim yeri olarak kullanıldı. İsmini Rus Çarı Alexander'ın 1803'deki ziyaretinin ardından alan meydan, ilerleyen yıllarda bölgenin en önemli ulaşım noktası ve buluşma noktası haline geldi. Savaş sonrasında tamamen tahrip olmuş alan 1966-1971 yılları arasındaki çalışmaların sayesinde bu günkü görünümüne kavuştu. Alanın ortasında bulunan 1969 yılında inşaa edilmiş "Dünya Saati" ve "Dostluk çeşmesi", "Alexander Platz"ın sembolleri olarak gösteriliyor.

Berliner Dom

Berliner Dom

Petersdom’a protestan mezhebin cevabı olarak inşa edilmiş büyüleyici bir mimari yapıya sahip kilise, Berlin’in sembolleri arasında gösteriliyor. Kaiser Wilhelm II. tarafından 1894–1905 yılları arasında Julius Carl ve Raschdorff'un planlarına göre inşaa ettirilen yapıt savaş sırasında büyük hasar gördü. 1975 senesinde onarımına başlanan kilisenin bugünkü görünümüne kavuşması 18 sene sürdü ve 1993 yılında restorasyon tamamlandı.

Brandenburger Tor (Kale)

Brandenburg Tor gece

Brandenburger Tor (Kapı), Berlin’de ayakta kalmayı başarabilmiş tek kale olarak başkentin en önemli simgelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Önceleri şehrin doğu-batı olarak ayrılmasını simgeleyen kalenin 1989’dan sonra tekrar açılışı yapıldı. Brandenburger Tor ve Unter den Linden arasındaki geçişi sağlayan Pariser Platz geçtiğimiz senelerde tarihi kimliğine sadık kalınarak tekrar restore edildi. Tarihte askeri eğitim sahası olarak kullanılan alan günümüzde büyükelçiliklere ve Aldon Oteli’ne ev sahipliği yapıyor.

Checkpoint Charlie

Tarihte bir çok önemli olaya tanık olmuş Checkpoint Charlie’de ziyaretçiler kendilerini doğu ve batı sentezinin içerisinde buluyorlar. Berlin’in doğu ve batı geçiş noktası olan Checkpoint Charlie’de, 1961’de inşa edilen Berlin Duvarı’nda sovyet ve amerikan panzerleri karşılıklı olarak yer alıyordu.

East-Side Gallery

Duvar yıkılana kadar batı yakasında Graffitty ressamlarının en sevdiği duvar olan Berlin duvarının en büyük kalıntısında, bu alanda isim yapmış ressamların eserleri sergileniyor.

Fernsehturm (Televizyon Kulesi)

Kentin en yüksek binası olan televizyon kulesi, Berlin’in simgeleri arasında yer alıyor. 368 metre yüksekliğe ulaşan yapıdaki manzara katı 203 metre yükseklikte bulunuyor. 1969 senesinde Walter Herzog ve Heinz Aust'ın planlarına göre inşaası başlayan yapıt 1972 senesinde tamamlandı. Burada bulunan Telecafe restoranda Berlin'e yukarıdan bakmanın keyfi ile yemeğinizin tadını çıkarabiliyorsunuz. Her yarım saatte içerisinde bir tur dönen kafe ziyaretçilerin de büyük ilgisini çekiyor.

Funkturm

Berlinliler tarafından "Uzun dev" olarak adlandırılan Funkturm sayesinde ziyaretçiler başkentin olağanüstü manzarasının tadını çıkarıyorlar. H. Straumer planları sayesinde Charlottenburg’de yeniden düzenlenen yapı ile tarihi özelliği de olan Funkturm Berlin’in mutlaka görülmesi gereken yerleri arasında gösteriliyor.

Friedrichstrasse

Friedrichstraße şehrin efsanevi caddesi olarak ön plana çıkıyor – burada "Altın yirmili yıllar" geleneği ile yeni Berlin mimarisi buluşuyor. 3,5 km uzunluğundaki caddede oteller, kafeler, tiyatrolar ve ünlü "Wintergarten" gibi birçok önemli mekan yer alıyor. Volkswagen ve Opel gibi otomobil sektörü devleri de bu cadde üzerindeki galerileri ile ziyaretçilere en özel yapımlarını sunuyorlar. Caddenin devamında ise eski doğu-batı geçiş noktası olan "Checkpoint Charlie" ye ulaşılıyor. Yabancı ziyaretçilerin yoğun olduğu cadde yan sokaklarında bir çok ünlü bar ve club hizmet veriyor.

Gedächtniskirche

Kurfürstendamm’da bulunan barış ve anlaşma heykeli, dünya çapında; Berlin’de savaş sonrasında gerçekleşen yeniden yapılanmayı temsil ediyor. Modern dünya ve tarih arasındaki güçlü zıt ilişkinin resmedildiği eseri kilise kalıntıları ve etrafında yerleştirilen yeni yapı oluşturuyor.

Gendarmenmarkt

Gendarmenmarkt Avrupa’nın en güzel meydanlarından biri olarak gösteriliyor ve Berlin ziyaretçilerinin olmazsa olmazları arasında bulunuyor. Burada Deutsche Dom, Französische Dom ve Konzerthaus (konser salonu) mimari detaylar ve güzelliğin uyumunu gösteriyor

 

Hackesche Höfe

Turist ve ziyaretçilerin en çok rağbet ettiği yerlerden biri de büyük maliyetler ile restore edilen Hackeschen Höfe. Sekiz bahçenin oluşturduğu mekan Almanya’nın en büyük oturma ve dükkan alanı olarak ön plana çıkıyor.

Hamburger Bahnhof

İstasyonda günümüzün en önemli koleksiyonları sergileniyor. Burada Andy Warhol, Joseph Beuys, Keith Haring ve birçok yaratıcı sanatçının eserleri sergileniyor.

Kurfürstendamm

Kurfürstendamm Berlinlilerin ve ziyaretçilerin mutlaka ziyaret ettikleri bölgelerin başında geliyor. Gedächtniskirche’den 3.5 kilometre boyunca Berlin batısının Villen kolonilerinin başladığı Halensee’ye ulaşan caddede çok sayıda mağaza, tiyatro ve sinema bulunuyor.

Museuminsel(Müze Adası)

Spree nehrinde bir araya gelen beş önemli müzenin meydana getirdiği çok çeşitli ancak uyumlu müze bölgesi, farklı sanat dallarından keyif alan ziyaretçiler için bir buluşma noktası konumunda.

Pergamon (Bergama Müzesi)

1930 yılında tamamlanan müze adasının en genç müzesi olan Bergama Müzesi'nde Bergamalı Zeusaltar, Babüllü Iştartor ve Milet'in kapısı ziyaretçilerin en fazla ilgisini çeken yapıtlar olarak ön plana çıkıyor.

Potsdamer Platz

Potsdamer Platz yeni Berlin’in en sevilen bölgelerinin arasında yer alıyor. Restoranları, alışveriş merkezleri, tiyatro ve sinemaları, göz alıcı mimarisi ile meydan sadece turistlere değil Berlinliler’e de hitap ediyor. Potsdamer Platz bu alanın sadece küçük bir kısmını oluşturuyor.

Reichstag (Almanya Parlamentosu)

Alman meclisi „Reichstag“ yeni mimari yapısı ile turistler için mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olarak ön plana çıkıyor. 1884-1894 yıllarında Paul Wallot tarafından inşaa edilen Reichstag’ın geçmişini inceleyenler, Almanya’nın aynı dönemde geçirdiği tarihi evreler ile olan paralellikleri de gözlemlemiş oluyorlar. Bina 1999 yılından itibaren yeniden parlomento olarak hizmet veriyor.

Staatsoper (Şehir operası)

Uluslar arası opera salonları arasında Staatsoper ilk sıralarda bulunuyor, göz kamaştırıcı binası ile Unter den Linden’de ziyaretçilerini ağırlıyor.

Tempodrom

Anhalter Bahnhof’da yeni inşa edilen Tempodrom son yılların en iddialı yapıtları arasında yerini aldı. Ünü Berlin sınırlarını aşan Tempodrom, farklı programları ile bir „Kültür Arenası“ olarak karşımıza çıkıyor.

Treptower Park

"Treptower" modern iş binaları ve büyük plastik "Molecule Man" arasında kalan park, kentin en önemli yeşil alanlarından biri olarak ön plana çıkıyor.

Unter den Linden

Berlin’in en ünlü caddesi, Berlin’in kalbi, „Brandenburger Tor“ ile kale köprüsünü birbirine bağlıyor. Başlangıçta atlı geçişler için kullanılan yol, 1573 yılında kaleden günümüzün Charlottenburg semtine, Lietzow’a ve Spandau’ya kadar uzanıyordu. 1701 yılında krallığın isteğiyle farklı açılardan yenilenen cadde, mimari açıdan sürekli modernize edilerek günümüze kadar geldi.

Weißensee Yahudi Mezarlığı

Weißensee yahudi mezarlığı Avrupa’nın en büyük mezarlarından biri olarak tanınıyor, 115.000 üzerinde Berlinli bu mezarlıkta yatıyor.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/9/2007 - ALMANYA////BERLİN

Kategori: SEYAHAT

Berlin, Almanya'nın başkenti ve en büyük şehridir.

II.Dünya Savaşı öncesinde 4.3 milyon kişinin yaşadığı şehirde 2005 itibariyla 3.4 milyon kişi yaşamaktadır. Berlin, kuzey Almanya da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur. 1949'dan 1990'a kadar Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştı. Aradaki duvara da (Berlin Duvarı) sonradan utanç duvarı denmiştir

Kasım 1989'da Doğu ve Batı kısmı ikiye ayıran duvar yıkıldıktan sonra Berlin tekrar bir bütün olmuştur. Berlin'in doğu tarafında yoğun bir restorasyon yaşanmaktadır.

Kenti ikiye bölen Spree Nehri'nin, iki kıyısında, Cölln ve Berlin adlı iki balıkçı köyü olarak bölünmüş bir halde iken ilk kez 1307 yılında birleşti. Brandenburg'un (sonra Prusya'nın) başkentiydi. 18. yüzyıla kadar o kadar mühim bir şehir değildi. Ancak Prusya'nın güçlenmesi sürecinde kuzey Almanya, sonra Avrupa'nn bir siyasi, iktisadi ve kültürel merkezi oldu. 1871 yılında Alman İmaparatorluğu'na bağlandı, Hitler zamanında harabeye döndü, müttefik devletler tarafından işgal edildi.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra şehir Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştır. Kentin imparatorluk merkezi Mitte'de doğuda kaldı. Berlin'i inşa eden mimar Karl Friederich Schinkel in tasarladığı binalar, büyükelçilikler, saraylar, müzeler hep o tarafta kaldı. Türkiye'den çalınan Bergama Sunağı'nın sergilendiği dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Bergama Müzesi , Cölln ile Berlin'i birleştiren anlaşmanın yapıldığı St. Nicholas Kilisesi de Doğu Berlin'de kaldı. Kent tekrar birleştiğinde Berlin her şeyin çiftine sahip oldu. İki parlamento binası, iki büyük üniversite, iki büyük havaalanı, iki kent merkezi ve iki Mısır müzesi

Türkler Berlin'deki en kalabalık yabancı nüfusunu oluştururlar. Berlin'de 119.000 Türk vardır. Kreuzberg İlçesi ('Kroyzberk' diye okunur) Türklerin en yoğun olarak yerleşik olduğu bölgelerdendir. Kroyzberg'in toplam nüfusu 146.884 kişidir ve bunun 49.010'u yabancıdır. Yabancı sayısı Alman vatandaşı Türkleri kapsamadığından, Kreuzberg'deki Türk sayısı oldukça fazladır.

Müzeler Adası, Kültür Forumu ve Dahlem'deki müze ve koleksiyonlar dünya çapında önem taşıyor. Berlin, sanat alanında da dünyanın en önemli şehirleri arasında. Üç opera, Filarmoni, birçok tiyatro, konser salonu ve kütüphanenin yanı sıra; Berlin Film Festivali, festival haftaları ve tiyatro günleri, tüm sanatseverleri Berlin'e çekiyor.

Berlin Almanya'nın sadece politik başkenti değil, aynı zamanda da kültür başkentidir. Berlin'de birçok müze bulunmaktadır. Özellikle kentin doğusunda yeralan Müzeler Adası (Museumsinsel) içinde Pergamon Müzesi'de dahil, birçok müzeyi barındırmaktadır. Ayrıca kentte çok sayıda sanat galerileri, tiyatrolar vs. vardır. Başlıca müzeleri ve turistik yerleri:

  • Berliner Fernsehturm; televizyon kulesi
  • Pergamon Museum; Bergama Arkeoloji Müzesi (Ünlü Bergama tapınağı burdadır.)
  • Guggenheim Berlin
  • Alte Nationalgalerie; Eski Ulusal Müze (sanat müzesi)
  • Bodemuseum
  • Schloss Bellevue; Bellevue Sarayı
  • Siegessäule; Zafer Sütunu
  • Kaiser Wilhelm's Gedächtniskirche; savaşta zarar görmüş Anıtkilise
  • Judisches Museum; yahudi müzesi
  • Funkturm; radyo kulesi
  • Aquadom & Sea Life Centre; akvaryum ve deniz müzesi
  • Museum für Kommunikation; iletişim müzesi
  • Brandenburger Tor; Brandenburg Kapısı
  • ReichstagBundestag; İmparatorluk Binası / Federal Meclis
  • Gendermenmarkt; Jandarmalar Meydanı
  • Checkpoint Charlie Mauer Museum ;Berlin duvarı ile ilgili tarih müzesi
  • Berliner Dom; Berlin Katedrali
  • East-Side-Gallery; Barış Anıtı
  • Holocaust-Mahnmal; Holocaust Anıtı
  • KaDeWe(Kaufhaus des Westens); alışveriş merkezi
  • Deutsches Technikmuseum; Alman Teknoloji Müzesi
  • Schloss Charlottenburg; Charlotenburg Sarayı
  • Berliner Rathaus (1991'dan önce Rotes Rathaus); belediye sarayı
  • Bundeskanzleramt; Başbakanlık
  • Museum für Naturkunde; Doğa Bilimleri Müzesi
  • Filmmuseum Berlin; Film ve sinema tarihi ile ilgili müze
  • Neue Synagoge Berlin; Yeni Sinagog (Almanya'nın en büyük sinagoğudur)
  • Tiergarten; kentin en büyük parkı ve mesire yeri
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Google
Image Hosted by ImageShack.us

Hakkımda

özel paylaşım

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
blondy
busecegunler
baris59
gesiliavcimehmet
matrakiye

BLOG VEYA SİTENİZİN

TRAFİĞİNİ ARTTIRIN